“Ahmet abiii, hadi koş öğle paydosunun bitmesine 20 dakika kaldı, iki topa vuralım” diye birbirlerine bağırır işçiler. Öğle aralarından kendilerine ayırabildikleri dakikalarla, streslerini atabilmek ve keyif yapabilmek için topa vururlar. Kimilerince, “Bir topun peşinden 22 adam koşar mı?” diye sığ bir espri ile kötülenen futbol, bazılarımızın her şeyi olmuş. Biz de, birbirine öğle arasında bağıran o işçiler gibi, özellikle ilkokulda, teneffüs aralarında nereden bulduğumuzu tam olarak hatırlayamadığımız o toplarla, takımları kurduktan sonra, 5 dakikada maçı yapardık. İlk başlarda “çikolatasına” olan maçlarımız, büyük adam olduktan sonra da “bir tepsi baklavasına” olmuştur.
Bazılarımız farkında olmasa bile, futbol maçları bizi birbirimize kaynaştırıyordu. Eğer rakip takım karşı mahalleden ya da gıcık olduğumuz gençlerden oluşmuyorsa, maçın tadı da bir başka oluyordu hani. Futbol; dostluk, kardeşlik, spor, aşk… Futbol her şey…
Bu birinci hikâyemiz, futbolun -bence- öz, saf hali. Bir de bulanıklaştırılmış, kirli hesapların içine çekilmiş futbol var. İşte son zamanlarda bu futbol hakkında çok haberler dinledik. Hepinizin malumu şike davası… Ne şikeymiş arkadaş, resmen Ergenekon gibi herkesi götürecekler demiştim. Ordu, içerisindeki Ergenekoncular’dan arındırılınca, tertemiz olacak, “demokratikleşip”, paklanacaktı ya; şimdi de futbol, sektörün içindeki şikecilerden temizlenerek, helal futbol olacaktı! Sanki günümüzde dev bir sektöre dönüşmüş endüstriyel futbolu şikeden arındırmak mümkünmüş gibi! Endüstriyel futbolda istediğin kadar şikeciyi içeri tık, aklanmaz; onun tatlı karları bu sefer de köşe başlarını tutan yeni “patronlar” tarafından şikeye tahvil edilir! .
Yeni mi şike yapılıyor?!
Sanki futbolda şike yeniymiş gibi bir aklama operasyonuna giriştiler. Bu mesele çok öncelerden beri vardı. Ama ne zaman eski zaman, ne hesaplar eski hesap. Uzun yıllardır gelişen ve iktidara oturan takunyalı sermaye, kendi denetiminde olmayan ne varsa, ele geçirmek istiyor. İktidarını ve istikrarını her alanda sağlamak istiyor. Güç ve sermaye sahibi olan, aynı zamanda AKP sermayesi tarafında olmayan Aziz Yıldırım’ın tasfiye edilmesini de bu sermaye hareketliliğinden okumak gerekir. Cezaevini gösterip; “Bizden olmazsan böyle dersini verirler adama” dediler. Daha fazla kişiye uzanmak istediler; fakat bir-iki kişi alındığında, kendilerine aykırı herkes sustuğunda, buna gerek duymadılar.
İşte endüstriyel futbol böyle bir şey. Yani sadece bahislerle ya da futbolcunun alınıp satılmasıyla açıklanamayacak kadar geniş bir yelpazeye sahip.
Buraya kadar işin ekonomik boyutuna dair bir şeyler söyledik. Bir de diğer tarafı var.
Egemenler, toplumsal meşruiyetlerini sağlamak, koltuklarını sağlamlaştırmak için her aracı ve yöntemi kullanıyorlar. Yani sermayelerini genişletmek ve büyütmek için futbola nasıl darbe yaptılarsa; buradan doğacak tepkiyi soğurabilmek ve şike davası konusundaki tavrıyla “haklılığını” ispatlamak için, “seyircisiz maçlara kadın taraftar” diyerek saldırılarının üzerini örtmeye çalışıyorlar.
Bazılarını fazla ilgilendirmeyebilir; ama konu futbol ve üzerinden elde edilecek rantsa (ekonomik-siyasi) bizleri ilgilendirmeli. Bu kararla TFF kadınlara bir “lütuf”ta bulundu. “Erkekler taşkınlık çıkartıyor” diyerek, “konu mankenlerini” tribünlere davet etti. (Bu deyimi ben kullanmıyorum, onlar kullanıyor ve öyle yansıtıyorlar.) Ne güzel değil mi, sokakta günde 5 kadının öldüğü, yüzlercesinin tacize ve tecavüze maruz kaldığı ülkemizde, kadına bir ayrıcalık tanındı. Biletsiz bir şekilde maç izlemek!.. Kadınlar burada da o bilindik yaklaşımla kullanılıyorlar: Taşkınlık yapmayan, güzel, sahaya renk katan… gibi söylevlerle futbola malzeme yapılıyorlar.
Futbol her şey. Futbol sermaye için egemenliğini genişletebileceği, kitleleri uyuşturabileceği, kendi kültür-süzlüğ-ünü yayabileceği bir araç. Ama gelin o çocukluğumuzda kalan, bazen komşunun camını kırdığımız maçları savunalım. Paranın ve kirli çıkarların karışmadığı futbolu savunalım. Endüstriyel futbolu ve ondan beslenen asalak tabakalara prim vermeyelim.
DPG' nin 3. Sayısından Alınmıştır.