Sınıfsızlık iddiası Türkiye’de her zaman dünya ölçeğine göre cılız olan burjuvazinin iyi bilinen ve artık ayağa düşmüş bir demagojisidir. Öz varlığı sömürüye dayanan bu sınıfın tarihe ve topluma sınıfsal bir yaklaşımı reddetmesi ve kendi “milli çıkar” larının dar ufkunu bütünüyle aşamaması anlaşılır bir durumdur.
Jöntürklerden başlayarak Türkiye burjuvazisini ideolojik olarak etkileyen ve Türkiye Cumhuriyet’nin resmi tarih tezine dayanak oluşturan temel düşünce akımı pozitivizm (olguculuk, olumculuk) olmuştur.(7,11,12,13,14,15,16,17,…..) Bu sınıfın hastalıklarını anlamak, önce bu düşünce akımını anlamayı gerektirir.
Pozitivist görüşe göre tarihçilerin ürettiği iş sadece dedikodudur ya da en iyi haliyle nasıl kullanacaklarını bilmedikleri değersiz bilgiler yığınıdır. Onlara göre gerekli olan tek şey, tarihte neler olduğunu belirlemeye yarayan bir bilimdir. Bu bilim, fizik biliminin deneyimlerinden yararlanarak geliştirilmeli ve onunla aynı yöntemleri kullanmalıdır.(18)
XX yüzyılın bütün idealistleri doğrudan ya da dolaylı olarak bu akımla ilişkilidir. Pek çok aldatıcı yanlar taşır: Bilimcilik yanına rağmen bilim dışıdır, idealizme karşı çıkıyor görünmesine rağmen idealisttir, tanrı anlayışını çürütüyormuş gibi görünmesine rağmen din önericisidir, idealizm ve materyalizm dışında üçüncü bir yol ortaya koyma iddiasına rağmen birinci yolu izler. Pozitivizm terimi ilk olarak Auguste Comte tarafından önerilmiştir. İnsan için olumlu (positive) olanın sadece olgular olduğunu ileri sürmüştür. Bu anlayışa göre olan herşey olumludur.
İnsan kafasının soyutlamalarından doğmuş olan metafizik, deney ve bundan ötürü de bilgi alanımızın dışındadır. Nesneler kendiliğinden şey olarak bilinemez, ancak olgular bilinebilir. İzleyicilerinden John Stuart Mill de bilinebilir’in sınırları dışında saydığı maddecilikle ruhçuluğu yadsır, deneyin ancak olguları gösterebileceğini savunur ve bilgilerin hiç bir kesinliğe dayanamayacağını ve ancak göreli olduğunu ileri sürer.(19)
Pozitivizm sonuçta içinde barındırdığı metafizik idealizmin zorunlu sonucu olarak öğütçülüğe varır. Öğütçülük metafizik dünya görüşünün toplumu düzenleme anlayışında başlıca yöntemlerinden biridir. Bu görüş ahlakı ve hukuğu düzelterek toplumu düzeltebileceğini zanneder. Maddi koşulları değiştirmeden ahlakın düzelemeyeceğini anlamak için dialektik bilgi gerekir. Ahlak da hukuk da sınıfsaldır. Hukuk asla bir toplumun ekonomik durumu ve ona karşılık gelen uygarlık derecesinden ileri olamaz. Bunu iddia etmek için hukuğa metafizik bir anlam yüklemek zorunludur, positivizmin yaptığı da budur.
Ondokuzuncu yüzyılda toplumsal pozitivism (objektivizm) biyolojik ve mekaniksel benzerlikleri insan topluluklarına uygulamaya sokmuştur.(20,21)
Pozitivizm Fransa’da XIX. yüzyılda bir taraftan müspet bilimlerin başdöndürücü gelişmesinin, diğer taraftan da orta sınıfın ve burjuvazinin dini inançlarının zayıflamasının yarattığı entelektüel boşluktan doğmuştur. “toplumsal ahenk” ihtiyacına sözünü ettiğim işçi devrimlerinin sarstığı Avrupa ortamı neden olmuştur. Orta sınıfının ve burjuvazinin laisizminin düşünsel temellerini oluşturduğu gibi, endüstriyel üretkenliğin de aracı olmuştur. 1830 ve 1848 devrimleri ile tarih sahnesine çıkan işçi sınıfının doğal materyalizmi karşısında geriler ancak kilise ideolojisine göre de ilerdedir. (12)
August Comte, sosyoloji bilimini “statik sosyal” ve “dinamik sosyal” olmak üzere iki şekilde ele alır. Statik sosyal, toplumun uyumunu (ahengini, düzenini, Osmanlıca ittihadını ve Fransızca olarak “ordre” da diyebiliriz), dinamik sosyal ise gelişmesini (gelişme, Osm. terakki, Fr. progres) inceler, onu oluşturan unsurların birbirini tamamladığını kabul eder. Bu anlayışa göre tarihi süreç, diyalektik bir devamlılıkla değil, belirli kesintiler ile ele alınır. Tarihselliğin reddi ise bu “kesiklilikler “ içerisinde kaçınılmaz olmaktadır.
Toplumsal ahenk fikri Türkiye burjuvazisinin özlemlerine cevap veriyordu. Başı sıkıştığında soluğu Paris’te alan Jöntürk aydınlarının o dönem Avrupa’da onca fikir akımı varken bula bula bu iğreti felsefeyi benimsemelerinin altında bu neden yatmaktadır. Batı karşısında acz içindeki Osmanlı aydın ve bürokratları batının üstünlüğnü açıklayacak ve bize aktaracak bir sihirli deynek olarak pozitivizmi buldular. Pozitivist düşünce akımının Jöntürklerden itibaren etki alanı genişledi ve A. Comte’un programı İttihat (ordre) ve Terakki (progres) Fırkasının adı olarak benimsendi.
Küçük burjuva kökenli bu memurlar sınıflarından da bekleneceği gibi batı ideolojisinin bilimi ile feodal islam ideolojisini uzlaştırmaya çalışıyorlardı. Konu hakkında çok daha fazla şey söylenebilir ancak burada ilginç bulduğum konu İttihat ve Terakki partisi ve onun bir çok üyesini 1926 da uyduruk istiklal mahkemelerinde idam eden siyasal kadrolar arasında görünürdeki tüm çelişkilere rağmen, her iki kadronun da kendi dönemlerinde bu felsefeyi uygulamaya devam etmiş olmalarıdır. Gerçekte Türkiye burjuvazisinin iki partisi, İttihat ve Terakki fırkası ve Cumhuriyet Halk Fırkası arasındaki fark tamamen kendi dönemleri arasındaki tarihsel koşulların farklı oluşundan kaynaklanır. Sırtlarını aynı ağa-eşraf-burjuva sınıf ittifakına dayarlar. Tabi bu durumda ideolojilerinde derin bir fark olması da beklenemez. Sadece bu sınıf ittifakının savaş öncesi ve savaş sonrası ihtiyaçlarına göre yaptıkları birer tercihtirler. Erzurum ve Sivas kongrelerini toplayan Barutçuzadeler, Eyüpzadeler, Nemlizadeler(7), ve aralarında Kürtlerin de bulunduğu ismini hatırlayamadığım bir çok sülale, dünya savaşı sırasında ve öncesinde İttihat ve Terakki partisini sırtında taşıyıp, savaşın kaybedilmesi ile değişen koşullara uygun olarak kendine yeni kadrolar bulmuştur.
Kutsal kral mitolojisini Türk edebiyatında yaşatan Ziya Gökalp’in Enver Paşa için yazdığı ve onu göklere çıkarıp tanrılaştıran şiirleriyle aynı nitelikteki başka şiirleri de aynı sene içinde çark ederek Mustafa Kemal için yazmış olmasının nedenlerini herhalde onun kişisel tutarsızlığında değil, ait olduğu sınıfın değişen tercihlerinde aramak daha akılcı olacaktır. Lider fetişizmi sınıfsal tahakkümü perdeleme işlevi gördüğünden tanrı kral ya da kutsal kral mitolojisi antik çağlardan beri vazgeçilmez olagelmiştir. Pozitivizm XX yüzyıl koşullarında bu fetişizme mükemmel bir altyapı hazırlar.
Kemalist devrimin temelinde sistemli bir felsefenin olmayışı, positivist, mekanik bir ilim anlayışını devrimin felsefesi haline getirdi. A. Comte’ın “Müspet ilimden başka bir ilim yoktur” deyişi M. Kemal’in şahsında “… en hakiki mürşüt ilimdir, fendir” biçiminde Türkçeleşmiştir. Burada pozitivizmin etkisi açıktır.
Bir devrim ile birlikte pozitivizmi tekrar siyasal program olarak uygulayan sınıf, yukarda da değindiğim gibi 1908 devrimini gerçekleştiren, yukarda birkaç üyesini saydığım sınıfın aynısıdır. Burjuva (milli) çıkarlar hala aynı felsefeyi gerektirmektedir. Bu sığlık bugün daha da gericileşerek sürmektedir.
Yeni kadrolar İzmirde düzenlediği iktisat kongresinde alınan kararlarla “liberal” bir iktisadi misak kabul ettiler. Bu kongreye göstermelik bir işçi örgütü dışında emekçi sınıftan kimse katılmadı. Yaklaşık 1000 katılımcının tamamına yakını söz konusu ağa-eşraf-burjuva ittifakının üyesidir. Bu “liberal iktisadi misak” kararını söz konusu sınıfın eğilimlerine değil de bir tanrı kralın üstün meziyetlerine bağlayacak olursak, yarı feodal yarı bürokratik bir toplum yapısında liberalizmin büyük toprak ağaları ve ticaret burjuvazisinin lehine olacağını ve emekçi yığınlarını ezceğini görmek o günler için de kahin olmayı gerektirmiyordu. Nitekim TKP nin 1920 tezleri bu yöndedir.
Gerek İzmir iktisat kongresinin açılış konuşmasında gerekse de CHF nin kuruluş konuşmasında M. Kemal, Türkiye’de batıda olduğu gibi çıkarları birbiri ile çatışan sınıfların bulunmadığını, ve kalkınmanın tüm sınıfları bir arada zenginleştiren bir kalkınma olması gerektiğini belirtmiştir (“statik sosyal” i hatırlayın). Bütün halkı “sınıfsız imtiyazsız kaynaşmış bir kitle” olarak tek bir partinin içinde toplama, ya da halkçılık kavramını, bu söylemde sınıf savaşımına karşı kullanılmış bir silahtır. Bu silahın düşünsel temeli pozitivizm kaynaklıdır. Burada yine yukarda sözünü ettiğim İttihat ve Terakki fırkasının (ya da August Comt’un) programı sahnededir: ahenk ve ilerleme. Halkçılık ilkesi burada “ahenk” ya da “ordre” ilkesine denk düşer.
Kaynaklar
7: Osman Tiftikçi, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Burjuvazinin Evrimi 2003
11: Stefanos Yerasimos, Geri Kalmışlık Sürecinde Türkiye, 2. Cilt
12: Taner Timur, Türk Devrimi ve Sonrası, 2001
13: Nazım İrem, Turkish Conservative Modernism: Birth of a Nationalist Quest for Cultural Renewal
http://journals.cambridge.org/action/displayAbstract;jsessionid=B383C9582DA4B3B2A3E3F0A894D7207B.tomcat1?fromPage=online&aid=105831
14: Wikipedia,
http://en.wikipedia.org/wiki/Young_Turks
15: Dr Andrew Mango Atatürk in His Lifetime and Today
http://www.ataturksociety.org/asa/voa/mango.html
16: Erik-Jan Zürcher, Ottoman sources of Kemalist thought
http://www.let.leidenuniv.nl/tcimo/tulp/Research/MUNCHEN2.htm
17: Habib Siddiqui, The Turkish Experiment with Westernization
http://forum.stirpes.net/freemasonry-anglosphere/11322-freemasonic-connections-mustafa-kemal-atatuerk.html
18: Ludwig von Mises, Epistemological Relativism in the Sciences of Human Action
http://www.mises.org/mmmp/mmmp3.asp
19: Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Sözlüğü
20: Pedro Reyes,
QUANTITATIVE RESEARCH DESIGN AND ANALYSIS
http://edadmin.edb.utexas.edu/current/courses/eda381p-Reyes.pdf
21:Rick Minto, Forum: Moderated Discussion of Objectivist Philosophy, 21 Apr 1994
http://enlightenment.supersaturated.com/essays/text/bbtc/02.html