Son yıllarda düz liselerde başarısız olacağı söylenen, ailesi tarafından “bir an önce hayata atıl, meslek öğren, çok istiyorsan iki yıllık üniversite okursun” gibi öğütlerle kafası doldurulan bizler, istekli veya zorunlu şekilde Meslek Liselerini seçiyoruz.

Meslek liselerindeki eğitime şöyle bir değinmek gerekirse; Bir yıl genel eğitim, 2 yıl teorik meslek eğitimi verilir. Toplam 3 yıl boyunca diz altında eteklerimiz, okulun belirlediği tek renkte çorap, anlıyacağınız tek tip kıyafet zorunluluğu da cabası. Bunu değiştirmek istersek müdürün taciz ve hakaretlerine maruz kalırız.

Bizlerin bu liselere gelmesindeki amaç (hayal), meslek öğrenip, bir an önce hayata atılmaktır. Dördüncü yılımızda meslek hayatıyla tanışırız. Aslında bu liselerde gördüğümüz eğitim, bizlerin olmak istediği eğitim değildir. Bu devletin piyasaya sürmek istediği, ucuz iş gücü olan insan profilidir. Dördüncü yıla başlarken “bizleri çok seven” patronlarımızla tanışırız. Çünkü staj görmek isteyen öğrenciler, patronların eline bakmak durumundadır yoksa okulunu bitiremez ve okulu bir sene daha uzar. İşte burda devreye kapitalist devlet politikası girer. Bizleri, pratik iş öğrenme yalanıyla işyerine gönderirler. Burada öğrencilerin stajda çalıştıklarında para isteyip-istemediklerini falan sorarlar. Eeğer bir öğrenci para istiyorsa ona en zor işler verilir. “Yok ben para istemiyorum. Yeter ki stajım yanmasın” diyorsa bu insan azda olsa rahatlar.

Emek gücümüzü, patronlar okul müdürlerinden satın alır. İş yerinde işe başlarken en alt kademede işe başlarız. En pis işleri biz yaparız. Okuldaki bölümümüzle alakasız işler yaparız. Getir götür işleri, temizlik işleri bunlar yetmezmiş gibi birde hergün aşağılanma hor görülme ve parasız bir şekilde hayrına çalışma koşullarında son senemiz geçer.

Burada asıl sorgulamamız gereken, kapitalist düzenin nasıl işlediğidir. Çünkü kapitalizm insanları sömürmek için, eğitimde fırsat eşitsizliğini öne çıkarır. Biz istemez miydik daha rahat bir şekilde meslek öğrenmek? Devletin politikası, herkesin aynı yerinde kalması, bir kaç zenginin aynı şekilde zengiliği sürdürmesi, işçi ihtiyacının bu liselerden ucuz şekilde karşılanmasıdır. Bunun için kurulmuş olan meslek liseleri, bu liselere tanınan maddi ayrıcalıklar ve son bir kaç yılda oluşturulmuş olan MEB’in Avrupa standartlarında eğitim için attığı adımlardır.

Bu adımları sıralamak gerekirse;
- Düz liseleri kaldırarak, meslek lisesi veya anadolu lisesi yapmak. Bunda ki amaç, artık burjuva çocuklarının kazanabileceği sınavlarla anadolu liselerine yerleştirmek. Biz emekçi çocuklarını meslek liselerine göndererek, sonunda işçi yapmak.
- Bütün liselerin etrafını kameralarla çevirip, okullarda özgürlüğü kısıtlamak, kimin ne olduğunu belirlemek sonunda toplu bir şekilde okullardan biz devrimcileri temelli silmek.

- Okullarda ki eğitimi daha da kötüleştirerek, anadolu liselerindekilerin daha iyi eğitim almasını sağlamak. Bundaki amaç, sınıf farkının devam etmesini sağlamak.

- Meslek liselilere ayrıcalıkmış gibi verilen burslar, birkaç büyük patronun ucuz işçi polikasını destekleyen devlet, bunu medya ve okul müdürleriyle destekler ve öğrencilerin gözü boyanır.

Zaten kötü olan hayat standartları, bu adımları gerçekleştirdikçe daha da kötüleşecek. Eğitimdeki fırsat eşitsizliği daha da belirginleşecektir. Bu belirginleştirilmiş olan fırsat eşitsizliğini, sınıf kavgasına kanalize etmeliyiz. Bunun sonucunda, meslek liselilere bilinç götürmek aslında onların yarı işçi olduklarının farkına varmalarını sağlamaktır.

Hayat standartlarının kötü olması bizim suçumuz değil. Eğitimdeki fırsat eşitsizliği de aynı şekilde. Ancak biz, bunların daha da belirginleşen şu günlerde, devletin ucuz iş gücü olarak gördüğü bizlerin, devlete söylemesi gereken birkaç söz olduğunu düşünmekteyiz.
Bizler bugün devletin bu tür politikalarına karşı başkaldırmalı, savaşmalıyız. Tabii ki tek başımıza, kaldırdığımız başında bir yararı olmaz, savaştığımız taşların da...

ÖRGÜTLENMELİ, ÖRGÜTLENMELİ. ÖRGÜTLENMELİ!..

Meslek Liseli Bir Kadın